Hayat bazen kağıt üzerindeki resmiyet ile kalpteki hakikat arasında ince bir çizgidir. Nüfus kağıdında Mihalıççık’ın Narlı Köyü yazar ama ruhun doğduğu yer, Eskişehir’in tam kalbidir. Porsuk’un kıyısında, Adalar’ın başında, o zamanlar her yeni hemşerimizi kucaklayan o meşhur Doğum Hastanesi’nin pencerelerinden sızan Eskişehir havasıdır bizi biz yapan.
Ancak bir Eskişehirli için asıl doğum sancısı stadyumun önünde çekilir, asıl "yaşam" ise o siyah-kırmızı renklerle tanıştığında başlar.
Bizim ailede futbol sadece bir oyun değil, bir karakter meselesiydi. Tepebaşı Koleji’nin tozlu sahalarında top koşturan, disiplini ve azmi o formayla kuşanan iki dayımın gölgesinde büyümek, futbolun sadece toptan ibaret olmadığını öğretirdi bize. Onlar sonraları profesyonel liglerin sert rüzgarlarında top koştururken, biz onların başarısıyla gururlanan, onların omuzlarında devleşen çocuklardık.
O 6-7 yaşlarındaki halimi hatırlıyorum... Dayılarımın omuzlarındayken dünya ne kadar farklı görünürdü. Aşağıda mahşeri bir kalabalık, ellerde siyah-kırmızı bayraklar ve havada o meşhur "Es-Es-Es, Ki-Ki-Ki" nidası... Omuzlarından baktığım o yeşil saha, benim için sadece bir oyun alanı değil, bir aidiyetin mabediydi. O gün o omuzlarda atılan tohumlar, bugün 56 yaşında koca bir çınara dönüştü.
Bugün 56 yıllık bir ömrün muhasebesini yaptığımda şunu gururla söylüyorum: Başka hiçbir renk girmedi rüyalarımıza. "Koyu" kelimesinin bile yetersiz kaldığı bir tutku bu. Bizimkisi, sadece galibiyet kutlaması yapılan bir taraftarlık değil; Eskişehir’in ayazında üşüyüp, siyah-kırmızı atkısına sarılarak ısınanların hikâyesi.
İstanbul’un pırıltılı şampiyonluk vaatlerine, popüler kültürün dayattığı "büyük takım" yanılsamalarına hiç kapılmadık. Çünkü biz biliyorduk ki; gerçek büyüklük, doğduğun şehrin kaderine ortak olmaktır. Dayılarımızın Tepebaşı’ndan taşıdığı o amatör ruhu, profesyonel bir sadakatle birleştirdik.
Şimdilerde o Köprübaşı’ndaki Doğum Hastanesi yok. Şehir değişti, binalar dönüştü, zaman her şeyi biraz daha dijitalleştirdi. Ama o 6 yaşındaki çocuğun dayı omuzunda hissettiği o heyecan hâlâ ilk günkü gibi taze.
Mihalıççık’ın toprağından, Tepebaşı’nın sahalarına, Köprübaşı’nın serinliğinden tribünlerin ateşine uzanan bu 56 yıllık yolculuk, aslında tek bir cümlede saklı: Biz Eskişehirspor’u sadece bir takım olduğu için değil, bizim "hikâyemiz" olduğu için sevdik. Ve bu hikâye, son düdük çalana kadar tek bir renkle devam edecek: Siyah ve Kırmızı!



