Şiddet içerikli oyunlar, gençlerin dünyasında gerçekle hayalin arasındaki çizgiyi giderek silikleştiriyor. Ekranda saatlerce süren çatışmalar ve "öldürdükçe kazanma" kurgusu, bir süre sonra genç zihninde şiddeti normal bir olay gibi kodlamaya başlıyor. Gerçek hayatta telafisi olmayan hatalar, oyun dünyasında tek bir tuşla geri alınabildiği için birey, gerçek dünyanın sorumluluklarından ve sonuçlarından uzaklaşıyor.
Bu durumun en tehlikeli yanı ise duygusal duyarsızlaşma. Acıya ve şiddete sürekli maruz kalan genç, çevresindeki gerçek sorunlara karşı empati kurmakta zorlanabiliyor. Sanal dünyadaki sınırsız güç ve kontrol hissi, gerçek hayatın zorluklarını "sıkıcı" ve "tahammül edilemez" kılıyor.
Sonuç olarak genç, gerçek dünyada kök salmak yerine, dijital dünyanın güvenli ama sahte limanına sığınıyor. Bu kopuşu önlemek için oyunun bir araç, gerçek hayatın ise tek gerçeklik olduğu bilincini canlı tutmak gerekiyor.Sanal labirentte kaybolan sadece gençler değil; aslında hepimiz bir ölçüde bu dolambaçlı yolların yolcusuyuz. Elimizdeki cihazlar bizi dünyaya bağlayan birer pencere mi, yoksa bizi gerçeklikten koparan birer parmaklık mı? Bu sorunun cevabı, baş parmağımızın ekran üzerindeki hareketinde değil, o ekranı kapatıp başımızı kaldırdığımız o ilk anda gizli.
Unutmayın; hayat, ekranın çözünürlüğünden çok daha derin ve renklidir.
Sevgi ve Sağlıkla kalın...



