olaygazetecilik @ hotmail.com

Gazetecilikte 42 yılı devirmişiz. Darbeler, krizler, manşet savaşları, matbaa kokusu... Hepsini gördük, geçirdik. Ama son günlerde Tuzla semalarında öyle bir siyasi tiyatro sahneleniyor ki; vallahi Yeşilçam senaristleri görse kıskançlıktan senaryo defterini yırtar!

Başrolde kim var? Bizim çiçeği burnunda yeni ilçe başkanı Sayın Bülent Akköse.

Efendim, hikaye malum... Kendisini stüdyomuza buyur ettik, ağırladık. Programdan önce de bir dost, bir abi, 42 yıllık bir meslek büyüğü olarak kulağına fısıldadık: "Bak başkan, belediye başkanının parti değişimini falan istediğin gibi konuş, eleştir ama ricamızdır; ağır kelimeler kullanma, hakarete varma, nezaketi elden bırakma."

Biz öyle dedik ama meğer başkana mikrofon değil, miting meydanında megafon lazımmış! Yayına bir girdi, pir girdi. Ağzına geleni saydı, stüdyonun camlarını titretecek laflar etti. Biz yine "aman" dedik, sansür yapmadık, olduğu gibi koyduk YouTube’a.

Ama hesaba katmadığımız biri vardı: YouTube.

Bizim kanal zaten daha önce Ferdi Tayfur’un bir filminden dolayı sarı kartı görmüş, YouTube’dan ilk ihtarı yemiş. Bülent Başkan’ın o şimşekler çaktıran yayını yarım gün kalınca, şikayet yağmurundan sistem alev almış olacak ki, YouTube pat diye ikinci ihtarı yapıştırdı, videoyu yayından uçurdu!

Durumu anlayınca ben bir gazeteci refleksiyle, nezaketen başkanı aradım: "Sayın Başkan, videoyu biz değil, şikayetler yüzünden bizzat YouTube kaldırdı. Kanal kapanma tehlikesi altında, ikinci ihtarı yedik" dedim.

Vay sen misin bunu diyen!

Meğer bizim başkan mağduriyet yaratmak için fırsat kolluyormuş. "Belediye baskı yaptı, Olay Gazetesi sansür uyguladı!" feryatlarıyla ortalığı ayağa kaldırdı. Belediyeden bize "kaldırın" diyen tek bir Allah'ın kulu yok, sadece "Üzüldük" dediler o kadar. Yahu 42 yıllık gazeteciyim, beni kim, ne zaman tehditle susturabilmiş ki bugün susayım? Tuzla’nın diğer ilçe başkanlarıyla yayın yaparken başımız eğilmedi de şimdi mi eğilecek?

İşin daha da komik tarafı ne biliyor musunuz? Yönetim kurulunda kendine "gazeteci" süsü veren bir musluk tamircisi arkadaş var; eline kalemi tutuşturup bize saldırtmaya başladılar. Tesisat kaçağı tamir eder gibi gazetecilik yapmaya kalkan bu akıl hocasıyla üzerimize yürüyorlar.

Ama durun, asıl fırtına nereden kopuyor? Vefasızlıktan!

Yahu Sayın Akköse, o stüdyoda senin karşında oturan, seninle o programı yapan kimdi? Şimdilerde Olay Medya’nın ortaklarından, gazetemizin Yazı İşleri Müdürü Hande Kocaman!

Unuttun mu yoksa hatırlatalım mı?

Sen seçim kampanyalarında caddelerde ter dökerken, sabahın kör karanlığında senin için sokaklarda sıcak çorba dağıtan kimdi? Sokak sokak, dükkan dükkan gezip senin el ilanlarını millete ulaştıran kimdi? Hande Kocaman! Sen daha dünün adayıyken, sana omuz veren, afişini yapıştıran, gecesini gündüzüne katan o insana bugün çamur atmak, arkasından iş çevirmek hangi siyasi ahlaka sığar?

Bizim mahallede buna düpedüz "vefasızlık" derler başkan, hem de karesiyle!

Sana tavsiyem; sabah çorbasını dağıtanları, el ilanlarını taşıyanları çabuk unutma. Siyaset uzun soluklu bir maratondur; öyle YouTube ihtarına çarpıp "Beni engelliyorlar" diye yaygara koparmakla, tesisatçı kalemşörlerle itibar suikastı yapmaya kalkmakla siyasetçi olunmaz.

Olay Gazetesi 42 yıldır dimdik ayakta. Biz ne Ferdi Tayfur’un kederine pabuç bıraktık, ne YouTube’un algoritmasına, ne de senin bu ucuz mağduriyet edebiyatına!

Hadi selametle başkan; sabah çorbalarının hatırı olmasa daha neler yazardım da, yine de edebimiz müsaade etmiyor!