olaygazetecilik @ hotmail.com

Eskiden Tuzla’dan Gebze’ye geçmek, komşuya tuz istemeye gitmek kadar sürerdi.

Şimdi ise E-5 üzerinde öyle bir "alem" kurulmuş ki, 15 dakikalık yol oldu mu sana yarım saat! Tam "Geldik şükür" diyoruz, Gebze’nin içine bir giriyoruz; manzara tam evlere şenlik.

Yer gök araç, her köşe başına bir otomobil ekilmiş gibi. Uygunlu uygunsuz park edenleri görünce insanın "Buraya araba mı park ettiniz, yoksa anıt mı diktiniz?" diyesi geliyor.

Eskiden Yeni Çarşı’dan geçen araçları parmakla sayardık, şimdi ise araçların arasından geçebilen yayaları madalyayla ödüllendirmek lazım. Trafik o kadar felç ki, durumu ancak şu fıkra özetler:

Temel bir gün Gebze trafiğinde saatlerce santim ilerleyemeden beklemekten iyice daralmış. En sonunda dayanamamış, arabasından inip yanındaki aracın şoförüne seslenmiş:

— "Hemşerim, bu trafik ne zaman açilur, bir bilgin var mi?" Diğer şoför de bezgin bir halde cevap vermiş:

— "Valla beyefendi, ben buraya park edip emekli oldum, şimdi torunumu bekliyorum, o ehliyet alınca arabayı devralacak!" Temel içini çekmiş:

— "Ooo o da bir şey mi? Ben buraya ilk girdiğimde bekardım, şimdi arka koltukta hanım çocuklara ders çalıştirayi!"

Şaka bir yana, Gebze’nin bu hali artık fıkralara konu olacak cinsten. Eskiden sokaklarında çocukların top koşturduğu o güzelim yerler, şimdi koca bir otoparka dönmüş durumda.

Direksiyon başında "Nerede o eski bayramlar?" değil de "Nerede o boş yollar?" diye iç çekmekten ciğerimiz soldu.

Yazı İşleri müdürümüz Hande Hanım’la yollarda telef olurken vardığımız sonuç şu: Gebze’ye artık haber için giderken yanımıza sadece kalem, kağıt değil; bolca sabır, bir termos çay, bir de trafik açılana kadar bitirmelik kalın bir roman almamız şart oldu!

Bakalım bir sonraki sefere "yarım saatlik yolu" kaç saatte bitireceğiz? Bekleyip, daha doğrusu trafikte bekleyip göreceğiz.