“Düşüncenin cinsiyeti olur mu?”
Bu soruyu artık romantik bir ironiyle karşılasak da, tarih hâlâ boğazımıza bir düğüm atar. Çünkü kadın, yüzyıllar boyunca sadece sesi değil, düşüncesiyle de susturulmuş bir varlıktı. Konuşması fazlaydı, düşünmesi ise haddini aşmak...
Oysa bir kadın düşündüğünde, yalnızca birey değil; bir toplum, bir çağ, bir medeniyet değişir.
Kadının düşünmesi yalnızca zihinsel bir eylem değil; kültürel bir devrimdir. Çünkü kadın düşündüğünde evin sınırları çatlar, mahallenin ezberleri sarsılır, toplumun durağanlığı yerinden oynar. Sorgulayan bir kadın, sadece kendi kaderini değil; kolektif hafızayı da dönüştürür.
Bugün hâlâ kadını “duygu” ile özdeşleştiren, onu akıl dışı bir varlık gibi sunan kalıplar dip akıntı gibi zihnimizde geziniyor. Oysa tarih, kadın aklının hem felsefeyi hem toplumu nasıl şekillendirdiğini sessizce fısıldar.
Seküler bir kadın için Duygu Asena neyse, muhafazakâr bir kadın için Cihan Aktaş da odur. Her ikisi de farklı dünyalardan gelip aynı cesareti taşır: Düşünmenin, sorgulamanın, var olmanın cesareti.
Sokrates’in bilgi anlayışına yön veren Diotima’yı kaç kişi tanır?
Antik Atina’nın siyasal mimarlarından Aspasia neden yalnızca “Perikles’in kadını” olarak anılır?
Gökyüzünü yorumladığı için linç edilen Hypatia’yı hangi ders kitabı anlatır?
Düşünen kadın, tarih boyunca susturulmaya çalışıldı. Ama düşünce, yer altı ırmakları gibi yolunu bulur. Bugün hâlâ o damarları besleyen kadınlar var: Sabah kahvesiyle Nietzsche okuyan bir kadın da, akşam Kur’an mealiyle hayatı sorgulayan bir kadın da aynı evrensel kıvılcımdan besleniyor: “Neden?” sorusundan.
Ve işte bu sorudur toplumu dönüştüren şey.
Türkiye’de hâlâ felsefe belli bir çevrenin lüksü gibi algılanıyor. Oysa düşünmek bir ayrıcalık değil, varoluşun bir zorunluluğudur. Özellikle de kadınlar için...
Geçtiğimiz aylarda İstanbul’un Tuzla ilçesinde, ilçe bazında Türkiye’nin ilk “Kadın Düşünce ve Felsefe Atölyesi” açıldı. Tuzla Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından hizmete sunulan ve “kadın çalışmaları” konusunda yaptığı yoğun çalışmalarla tanınan Sosyolog Yazar Erdal Sarıçam’ın yürüttüğü bu yeni proje, ilk günden itibaren yoğun ilgiyle karşılandı. Belediyecilik anlayışını, altyapıdan zihni yapıya taşıyan bu proje, tek seferlik bir seminer değil, haftalara yayılan bir zihin inşası. Klasik belediyecilik anlayışının çok ötesine geçerek düşünceye, bilince ve kadın aklına yatırım yapan bu proje, eminiz başka belediyelere de ilham verecektir. Kadın Düşünce ve Felsefe Atölyesi, kadınların düşünsel kapasitesini harekete geçiren, toplumun geleceğine zihinsel tohumlar eken bir platform olması nedeniyle de dikkat çekiyor.
Kadınlara “soru sorma cesareti” kazandıran, düşünmeyi teorik bir meşgale değil, yaşamsal bir refleks olarak yeniden tanımlayan bu atölye, siyasetin ötesine geçen bir kültür politikasıdır. Ve bu tarz girişimler çoğalmalı.
Çünkü düşünen kadın;
Çocuğunu sadece yetiştirmez, sorgulamaya yönlendirir.
Eşiyle sadece konuşmaz, iletişimi yeniden kurar.
Çalıştığı kurumda sadece var olmaz, sistemi dönüştürür.
Mahallesinde sadece yaşamakla kalmaz, bilinç yayar.
Bugün artık mesele kadının yalnızca sesini duymak değil; onun düşüncesine alan açmak. Akademide, sokakta, siyasette, medyada…
Ve bu, sadece kadınlar için değil; toplumun tüm hücreleri için hayati bir mesele.



