Ramazan ayının son günlerini yaşadığımız, bayram telaşının kalplerimizi sardığı şu günlerde, ne yazık ki ülkemizin en kıymetli hazinelerinden biri olan İlber Ortaylı hocamızın vefat haberiyle sarsıldık. Tam da "nerede o eski bayramlar" diye iç geçirdiğimiz, geçmişin o güzel adetlerini özlediğimiz bir dönemde, bize o eski zamanları, nezaketi ve derin kültürü en güzel şekilde anlatan bir devi kaybetmek hüznümüzü iki katına çıkardı.
Hayat da tıpkı mevsimler gibi; bir yanda neşe, diğer yanda hüzün var. Yapraklar bir bir dökülüyor, koca çınarlar aramızdan ayrılıyor. İlber Hoca, sadece bir tarihçi değil, aynı zamanda bu toplumun hafızasıydı. Bize her fırsatta kendimizi geliştirmeyi, gezmeyi, okumayı ve köklerimize sahip çıkmayı öğütlerdi. Onun gidişi, bir kütüphanenin yanması gibi büyük bir boşluk bıraktı içimizde. Ramazan'ın o sakin ve manevi havası, bu büyük kayıpla birlikte yerini derin bir üzüntüye bıraktı.
Ancak önümüz bayram. Bayramlar, ne kadar üzgün olursak olalım, bizlere umudu ve bir arada olmayı hatırlatan kutsal zamanlardır. Gidenlerin ardından tutulan yas, bayramın birleştirici gücüyle teselli bulur. Belki İlber Hocamızın televizyondaki o tatlı sert sohbetlerini duyamayacağız ama onun kitapları ve fikirleri soframızda, sohbetlerimizde bizimle olmaya devam edecek.
Ramazan'ın bu son demlerinde, bir yandan giden değerlerimize rahmet dilerken, bir yandan da bayramın getireceği huzura sığınacağız. Bayramın; ayrılıkların yerini vuslata, hüzünlerin yerini sevince bıraktığı bir köprü olmasını temenni ediyorum. Yapraklar dökülse de, hayatın ağacı yeni sürgünlerle büyümeye devam edecek.
Tüm okurlarımızın Ramazan Bayramı mübarek olsun. İlber Ortaylı hocamıza Allah'tan rahmet, sevenlerine sabırlar diliyorum. Onun mirası olan o büyük kültüre sahip çıkmak, ona olan en büyük borcumuzdur.
Sevgi ve Sağlıcakla kalın...



