olaygazetecilik @ hotmail.com

Çalışanların ve emeklilerin gelir düzeylerine ilişkin veriler, açlık sınırı, yoksulluk sınırı, asgari ücret, emekli maaşları ve yapılan zam oranları birlikte değerlendirildiğinde; toplumun geniş kesimlerinin yaşam maliyetlerini karşılamaktan uzaklaştığı, özellikle çalışanlar, emekliler ve dar gelirlilerin sistematik bir yoksullaşma süreci yaşandığı görülmektedir.

SSK ve Bağ-Kur emeklileri: %12,19,  Memur ve memur emeklileri: %18,60 oranında zam yapılmıştır. Buna göre mevcut tablo:  

4 kişilik aile açlık sınırı: 30.143 TL,

4 kişilik aile yoksulluk sınırı: 98.188 TL,

Bekâr bir çalışanın yaşam maliyeti: 39.123 TL,

Asgari ücret: 28.075.50 TL,

En düşük emekli memur maaşı: 27.772 TL,

En düşük işçi emekli maaşı: 18.938 TL olarak şekillenmiştir.

Bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, asgari ücretin, işçi ve memur emekli maaşlarının açlık sınırının dahi çok altında kaldığı net biçimde görülmektedir. Anayasaya göre asgari ücret, çalışanın ve ailesinin insan onuruna yaraşır bir yaşam sürmesini sağlayacak düzeyde olmalıdır. Ancak bu günkü rakamlar 4 kişilik ailenin açlık sınırının altında olup, bekâr bir çalışanın yaşam maliyetinin ancak % 71’ini karşılamaktadır. Bu durumda barınma, ulaşım, kültür, sağlık ve eğitim giderleri asgari ücret hesabında fiilen yok sayılmakta; asgari ücret bu gün asgari hayatta kalma bedelini bile karşılayamamaktadır.

Emeklilerin durumu daha da fecidir. Emekliler sistematik yoksullaşmanın en kırılgan kesimini temsil etmektedir. Zira en düşük emekli maaşı olan 18.938 TL açlık sınırının % 63’üne denk gelmektedir. Emekli memurlar ise Cumhuriyet tarihinde ilk kez 2023 yılında çalışanlara yapılan (seyyanen) zam, emekliye yansıtılmayarak, çalışan-emekli eşitliği güvencesi ortadan kaldırılmıştır. Verilmeyen seyyanen zam bu günkü rakamlarla en düşük memur emekli maaşından fazladır.

Sonuç olarak giderek yoksullaştırılan emeklilerin bu günkü rakamlar ile bırakın insanca yaşamasını, açlık sınırından kurtulması bile mümkün değildir. Emekli gıda, kira ilaç, ısınma ve sağlık giderleri için borçlanmaya (ki sürdürülebilir değildir) veya sosyal yardıma muhtaç hale gelmiştir. Bu tablo, emekliliğin bir “dinlenme dönemi” değil, kalıcı yoksulluk dönemi haline geldiğini ortaya koymaktadır.

Öte yandan Yoksulluk Sınırı olan 98.188 TL, bir hanenin barınma, gıda, ulaşım, eğitim, sağlık, kültür, sosyal katılım gibi temel ihtiyaçlarını insan onuruna uygun biçimde karşılayabilmesi için gereken tutarı ifade etmektedir. Sonuç olarak bu günkü rakamlarla Türkiye’de; Asgari ücret, yoksulluk sınırının neredeyse dörtte birine düşmüştür. Emekli maaşları, yoksulluk sınırının beşte biri dahi değildir. Bu durumda Orta Sınıfın yok edildiği toplum, giderek çalışan yoksullar ve yardıma muhtaç emekliler eksenine sıkışmıştır.

Oysa Sosyal Devlet vasfı olan Türkiye Cumhuriyetinin eşitliği, sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamak, hükümetlerin de piyasanın yarattığı eşitsizlikleri düzeltmek sorumluluğu vardır. Bu kapsamda alınabilecek kısa, orta ve uzun vadeli önlemler elbette vardır. Ancak içinden geçilen süreç, özellikle emekliler için oldukça ivedi çözümleri zorunlu kılmaktadır.

Bu çözümler kapsamında öncelikle; güvenilirliğini kaybetmiş olan kurumun enflasyon rakamları yerine gerçek piyasa enflasyonu ve gerçek yaşam maliyeti esas alınmalıdır. En düşük emekli maaşının açlık sınırının altında olması anayasa ihlalidir. Dolayısıyla en düşük emekli maaşı ve asgari ücret derhal açlık sınırın üzerine çıkarılmalıdır. En düşük gelir grupları üzerinde dolaylı vergilerin payı azaltılmalıdır. Konutu olmayan emekliler için kira ve ısınma (enerji) desteği bir hak haline getirilmelidir. Bütün sosyal yardımlar bir takım partilerin lütfu değil, devletin kalıcı desteği ve sosyal bir hak olarak sunulmalıdır. Orta vadede ise asgari ücret ve emekli maaşlarını yoksulluk sınırı üzerine çıkaracak tedbirler alınmalıdır.

Sosyal devlet; büyüme rakamlarıyla değil, vatandaşının sofrasına koyabildiği ekmekle ölçülür. Mevcut tablo, Anayasal Sosyal Devlet ilkesinin uygulanmadığını göstermektedir. Sonuç olarak Türkiye’de mevcut gelir politikaları; açlık sınırına dahi ulaşamayan,  yoksulluğu ise görmezden gelen bir yapıya dönüşmüştür. Toplumun yarısından fazlasına tekabül eden emekliler ve asgari ücretliler sistematik biçimde açlık sınırı altına mahkûm edilmiştir. Bu politika sürdürülebilir değildir. Zira açlık kılıçtan keskindir.