olaygazetecilik @ hotmail.com

Bir nükleer fizikçi, borsada tüm parasını yanlış bir sinyale yatırır. Ünlü bir CEO, herkesin göremediği bir açığı görür ama çalışanlarının basit uyarılarını göz ardı eder. Tarihin en zeki liderlerinden biri, halkını uçuruma sürüklerken hâlâ haklı olduğunu savunur.

Bu örnekler sadece istisna mı? Yoksa bir düzenin parçası mı?

Zekanın ışığı karanlıkta yön gösterir, evet. Ama ışık fazla yoğunsa göz kamaşır. Görmek zorlaşır. Ve hata tam da orada başlar.

Zeka, genellikle hatasız düşünceyle eş tutulur. Yüksek IQ, hızlı kavrayış, karmaşık ilişkileri çözebilme becerisi… Bunlar bireyin daha iyi kararlar vereceğini düşündürür. Ancak tarih, psikoloji ve hatta nörobilim gösteriyor ki: En parlak beyinler, en dramatik hataların da sahibi olabiliyor.

Peki ama neden?

Zeki insanlar genellikle zekalarına çok güvenir. Bu özgüven, zamanla kör bir kabule dönüşebilir: “Ben zaten analiz ettim, biliyorum.”

Ancak bu özgüven, farklı düşünce biçimlerine kapanmaya neden olur. Oysa hatadan korunmanın ilk şartı, alternatif bakış açılarını ciddiye almaktır.

Zekanın kendisine duyduğu aşırı güven, onu bir tür körlüğe iter. En zeki insanlar bu yüzden en az itiraz alan çevrelerde hata yapar.

Zeki bireyler daha fazla değişkeni hesaba katar. Bu, güçlü bir avantaj gibi görünür. Ama bazen bilgi fazlalığı, netlikten uzaklaştırır. Karar ertelenir. Süreç uzar. Bu zihinsel kaos, fırsatın kaçmasına neden olur.

Çok sayıda olasılığı hesaba katmak bazen gereklidir, ama bazı kararlar en doğru olanı değil, en zamanında olanı bekler.

Zeki insanlar, olaylara çok katmanlı yaklaşır. Bu yüzden basit gerçekleri gözden kaçırabilir.

Bir CEO’nun milyon dolarlık yatırım kararında küçük bir insan faktörünü hesaba katmaması gibi…

Basit hatalar, zekanın zaafına dönüşebilir. Çünkü zihin “karmaşık” olanı överken “basit” olanı küçümser. Oysa hayatın en sağlam gerçekleri, çoğu zaman yalın olandır.

Bir insan matematikte deha olabilir ama ekip dinamiklerinde sınıfta kalabilir. Zeki insanlar, duygusal ve sosyal zekayı “gereksiz lüks” gibi görme eğilimindedir. Ancak liderlikte, ekip yönetiminde, krizlerde bu boyut belirleyicidir.

Bir örnek: NASA’daki Challenger faciasında mühendislerin uyarıları yöneticiler tarafından görmezden gelindi. Teknik olarak zeki bir ekip, sosyal ve duygusal geribildirimi ihmal etti. Sonuç: trajik bir patlama.

 

Ya da Alan Turing’in trajedisi. İkinci Dünya Savaşı'nın kaderini değiştiren Enigma çözümünü geliştiren Turing, tarihin en büyük entelektüel başarılarından birine imza attı. Ama aynı Turing, zekasıyla kurtardığı toplumun ön yargılarına yenildi. Cinsel yönelimi nedeniyle cezalandırıldı, yalnızlaştı ve sonunda trajik bir sona sürüklendi.

Bu örnek, sadece bireysel değil, sistemsel zekanın da nasıl dramatik hatalar yapabileceğini gösteriyor. Zeka, ahlaki duyarlılık ve sosyal anlayışla dengelenmediğinde, yönünü kaybedebilir.

Zeka, duyguları yönetmez. Birçok zeki insan, yoğun stres, ego çatışması ya da geçmiş travmaların gölgesinde yanlış kararlar alır.

Psikiyatr Agah Aydın’ın şu sözü bu noktada oldukça çarpıcıdır:

“Zeka, travmatik tecrübenin içine gömüldüğünde, işlev değil savunma üretir.”

Yani bazen zeka, çözüm üretmek yerine geçmiş acıları telafi etmeye çalışır. Ve işte orada, en akılcı kararlar bile savunmacı tuzaklara dönüşür.

Daniel Kahneman’ın da vurguladığı gibi, kararlarımızın büyük kısmı duyguların süzgecinden geçer. Zeka burada yol gösterici olabilir ama duygular dengede değilse, en güçlü akıl bile yanlış yöne çekilebilir.

 

Peki Çözüm Nedir?

 

Zekanın kendisi bir risk değildir. Ancak zeka, denetlenmezse zarar verir.

Zeki bireylerin bu tuzaklardan korunması için dört temel denge gerekir:

Tevazu: “Bilmiyor olabilirim” diyebilme cesareti.

Zihinsel açıklık: Karşıt fikirlerle temas kurma iradesi.

Duygusal denge: Tepki değil, yanıt üretme becerisi.

Deneyimle yoğrulmuş içgörü: Bilgiden bilince geçiş.

Bu da bizi zekadan daha büyük bir kavrama götürür: Bilgelik.

 

Zeka yetmez. Bilgelik gerekir.

Bilge insan, zeki olabilir ama zeki her insan bilge değildir. Bilgelik; sadece ne bildiğin değil, ne zaman, nasıl ve neden düşündüğündür.

Zekayı parlatmak bugünün kültürel takıntısı olabilir. Ancak onu yönetecek içsel derinlik olmadan bu parıltı göz kamaştırmaktan öteye geçemez.

Bugüne dek aldığınız en büyük kararları düşünün. Gerçekten zekanız mı yönlendirdi sizi, yoksa sezgi, duygu ve deneyimin dengesi mi?

Belki de mesele zeki olmak değil; akıllıca yanılmak, doğru zamanda durup yeniden düşünmek, ve her yeni kararı bir öğrenme alanına çevirebilmek…

Çünkü hatasız olmak insanı tanımlamaz.

Ama hatalarla büyüyen bir akıl, işte o gerçekten kıymetlidir.