olaygazetecilik @ hotmail.com

Bazı kelimeler vardır; duyduğunuz anda pencereyi açıp derin bir nefes alma isteği uyandırır içinizde. "Yol" da onlardan biridir. Ne zaman haritaya baksam ya da asfaltın o kıvrım kıvrım uzanan çizgisine diksem gözlerimi, içimde hep aynı tanıdık kıpırtı başlar: Gitme arzusu, motorun o boğuk mırıltısı ve bilinmeyene doğru atılacak ilk adımın heyecanı...

Son günlerde "Olay Yollarda" programının hazırlık masasında otururken, zihnimde tam da bu hissin deminde demleniyorum. Bir ekranın başında ya da stüdyo ışıkları altında dönmüyor bu tekerlek; doğrudan hayatın damarlarına, kasabaların tozlu yollarına, koca koca şehirlerin görünmeyen arka sokaklarına uzanıyor. Stüdyonun güvenli limanından çıkıp kamerayı asfalta indirdiğinizde planlar ne kadar kusursuz olursa olsun, hayatın kendi senaryosu devreye girer. Bir köy kahvesinde yarım kalmış bir hikâye, otobân kenarında rüzgârla savrulan bir yorgun tebessüm ya da hiç hesaba katmadığınız bir viraj... Bu programı kurgularken beni en çok heyecanlandıran şey, o kontrolü bırakma cesaretiydi. Stüdyoda her şey cetvelle ölçülmüştür; ama yolda cetvel geçersizdir. Yolda sadece kulak vardır, göz vardır ve insan hikayelerinin ham samimiyeti vardır.

Yolculuk, çelişkilerin sanatıdır. Hem koca bir kalabalığın içinde yapayalnızsınızdır direksiyonun başında, hem de ülkenin dört bir yanından insanla sarmaş dolaş olursunuz. "Olay Yollarda"nın her dakikasını tasarlarken, izleyicinin o tozun kokusunu, o motorun homurtusunu iliklerinde hissetmesini istedim. Hazırlık bittiğinde, montaj masasından son görüntü geçip de motor dediklerinde aslında her şeyin yeniden başlayacağını biliyordum. Kilometreler devrilecek, sorular sorulacak, bazen sesimiz rüzgâra karışıp gidecekti.

Çünkü biliriz ki; asıl yol, haritada çizili olan değil, insanın kendi içinden geçip de dışarıya taşırdığı yoldur.

Sevgi ve sağlıcakla kalın; rotanız hep güzelliklere çıksın...