İyilik artık bir değer değil, bir pozisyon alma biçimi. Kimin yanında durduğunuzu, neye sessiz kaldığınızı, hangi fotoğrafın içinde yer aldığınızı belirleyen bir koordinat sistemi. Bugünün dünyasında iyilik, ahlakın değil; meşruiyetin dili. Bu yüzden iyilik konuşulduğunda artık kalpten değil, tablodan; vicdandan değil, stratejiden söz ediyor.
Toplum iyiliği sevmez; iyiliğin yönetilebilir olanını sever. Ölçülebilen, raporlanabilen, görselleştirilebilen, anlatıya dönüştürülebilen iyilik makbuldür. Çünkü sistem için asıl mesele acının azalması değil, acının kontrol altına alınmasıdır. İyilik bu kontrolün en yumuşak, en itirazsız aracıdır.
İnsan iyiliği çoğu zaman merhametten değil, rahatsızlıktan yapar. Suçluluk, huzursuzluk, ayrıcalıkla yaşamanın yarattığı içsel çatlak… İyilik bu çatlağı kapatmanın pratik yoludur. Ama kapatmak, iyileştirmek değildir. Sadece sesi kesmektir.
Bireyler gerilimi toplumsal düzleme taşır. İyilik endüstrisi, eşitsizliği ortadan kaldırmaz; onu anlatılabilir hale getirir. Yoksulluk bir skandal olmaktan çıkar, bir dosyaya dönüşür. Adaletsizlik bir öfke nedeni olmaktan çıkar, bir proje başlığı olur. Böylece sorun çözülmez; yönetilir.
Stratejik iyilik tam olarak burada doğar. Ne sahici bir vicdan patlamasıdır ne de kaba bir ikiyüzlülük. Daha tehlikeli bir yerde durur: Rasyonel, soğukkanlı ve faydacı bir iyilik türüdür bu. İyiliğin ahlaki yükünü alır, onu kurumsal akla teslim eder. “Doğru olan” yerini “işe yarayana” bırakır.
Stratejik iyilik bir sapma değildir; çağımızın normudur. Çünkü modern düzen ahlak üretmez, davranış üretir. İyilik de bu davranış setlerinden biridir. Ne zaman, nerede, hangi dozda yapılacağı bellidir. Sürpriz yoktur. Risk yoktur. Rahatsızlık yoktur.
Gerçek iyilik ise tam tersine risklidir. Hesap bozucudur. Konfor alanlarını ihlal eder. Stratejik iyilik bu yüzden gerçek iyiliğin yerine geçmez; onun taklidini üretir. Ve taklit, çoğu zaman aslından daha kabul edilebilirdir.
İyilik endüstrisinin en güçlü silahı görünürlüktür. Görünmeyen iyilik neredeyse ahlaksızlıkla eş tutulur. Paylaşılmayan yardım, anlatılmayan duyarlılık, vitrine çıkmayan merhamet… Bunlar sistemin gözünde işlevsizdir. Çünkü iyilik artık içsel bir hal değil, kamusal bir performanstır.
Psikolojik olarak bu durum tehlikelidir. Çünkü insan, başkaları tarafından iyi olarak onaylandıkça, kendi iç muhasebesini askıya alır. Vicdan, dış denetime devredilir. “Nasıl görünüyorum?” sorusu, “Ne yapıyorum?” sorusunun önüne geçer. Ahlak, öznenin içinden değil; algıdan beslenir.
Sosyolojik sonuç daha da çarpıcıdır. İyilik endüstrisi, kötülüğü ortadan kaldırmaz; onu arka plana iter. Büyük yapısal sorunlar, küçük ve parlak iyilik hikayeleriyle görünmez hale gelir. Sistem bir yandan yarayı derinleştirirken, diğer yandan sargıyı estetik bir ambalajla sunar. Herkes sargıyla meşgulken, yaranın kaynağı unutulur.
Burada artık şu soruyu sormamak mümkün değildir: İyilik neden bu kadar sistemle uyumlu hale geldi? Neden hiçbir şeyi sarsmıyor? Neden kimseyi rahatsız etmiyor?
Cevap basit: Çünkü bu iyilik, adaletle değil; istikrarla ilgilidir. Düzenin devamını tehdit etmeyen her iyilik makbuldür. Sorgulamayan, hesap sormayan, köklere inmeyen iyilik teşvik edilir. İyilik, düzenin vicdanı değil; sigortası haline gelir.
Bu yüzden stratejik iyilik üzerine konuşurken romantik cümleler kurmak beyhudedir. Mesele bireylerin iyi niyeti değildir. Mesele, iyiliğin hangi ilişkiler içinde üretildiğidir. Hangi soruları susturduğu, hangi talepleri ertelediği, hangi eşitsizlikleri normalleştirdiğidir.
İyiliği kutsallaştırmak, onu eleştiriden muaf tutmak en büyük hatadır. Çünkü kutsallaştırılan her şey denetimden çıkar. Ve denetimsiz iyilik, çoğu zaman gizli bir iktidar biçimine dönüşür. Yardım eden konuşur, yardım edilen susar. Bu sessizlik zamanla erdem gibi sunulur.
Belki de çağımızın asıl ahlaki problemi şudur: İyiliği çok konuşup, adaleti az konuşmamız. Merhameti öne çıkarıp, sorumluluğu geri plana atmamız. Böylece herkes kendini iyi hissediyor ama hiçbir şey köklü biçimde değişmiyor.
İyilik endüstrisi tam olarak bu duyguyla çalışır: İyi hissettirir. Rahatlatır. Vicdanı sakinleştirir. Ama düzeni yerinden oynatmaz.
Ve bazı iyilikler vardır; yarayı iyileştirmez. Sadece kanın görünmesini engeller. Kan görünmediğinde sorun yok sanılır. Oysa içeride enfeksiyon büyür.
İyilik, kötülüğün karşıtı olmaktan çıkıp onun dolaşım biçimine dönüştüğü anda, ahlak çoktan işlevini yitirmiştir.
Çünkü sorun kötülüğün varlığı değil; iyilik sayesinde meşrulaşmasıdır.
Stratejik İyilik ve İyilik Endüstrisi
Bu makale 123 kere okunmuş.12 Ocak 2026, Pazartesi - 07:46



